ALLAH SEVGİSİ

 

Bu önemli konu ile ilgili Kur’an’ı Kerim’den bazı ayetler:

…İman sahipleri, Allah’a sevgide çok şiddetlidirler… (Bakara 2/165)

…Allah, sevdiği ve kendisini seven… (Maide 5/54)

…Rab’bimiz, sen çok şefkatli, çok merhametlisin! (Haşr 59/10)

Sizin gönül dostunuz Allah’tır… (Maide 5/55)

Yüce Allah, “Ben gizli bir hazine idim, bilinmek istedim de Beni bilsinler diye varlıkları yarattım.” kutsal hadisinin sırrı ile belirmiş kainatı yaratmıştır. Bütün bu oluşumun sebebi aşk’tır. Aşk, Allah’ın Zat’ına ait bir özellik, bir sırın sembolüdür. O’na korkuyla ve çıkarcılıkla değil, ancak sevgiyle ulaşılabilir. İnsanların gerçek dostu, velisi ve sevgilisi onları bu dünyaya halife olarak yaratan Yüce Allah’tır. Var oluşları gereği sevgi ile yüklü olan insanlar yaratılanları güzel bulup sevebilirler. Özellikle karşı cinse (kadın veya erkek), oğullara, servete karşı sevgi duyulabilir. Bunlar İlâhî Aşk yolculuğunun ilk hazırlığı olan mecâzî aşk (geçici aşk) devresidir. Ancak gerçek sevgi ise, Mutlak Yaratıcı’ya duyulandır. Kur’an’da, “İman sahipleri, Allah’a sevgide çok şiddetlidirler.” diye buyrulmaktadır. Şiddetli sevgi ise aşktır. İnsanın insanı sevmesi, gönlündeki sevgi penceresinin açık olduğunun ve imanda yücelebileceğinin işaretidir. “Allah, sevdiği ve Kendisini seven” ayeti; Yüce Yaratıcı ile kul arasındaki ilişkilerin esasını sevginin oluşturduğunu belirlemektedir. İnsan sevgisi, eş sevgisi, ana-baba ve çocuk sevgisi olgunlaşmanın basamaklarıdır. Peygamber sevgisi de kemale ermenin üst noktasını, Allah sevgisi de zirvesini teşkil eder.

 

Hazırlık devresi sevgileriyle olgunlaşan kul, ayrıldığı bütününe karşı sonsuz hasret ve özleyiş içine girer. Nefs arınıp İlâhî Sıfatlar’la yüceldikçe, ruhun sonsuz yüzdeki iletişimlerini perde perde sezmeye başlar. Muhtelif devreleri olan bu şiddetli seziş ve duyuş iki kutupta toplanır. Bir kutbunu İlâhî Sevgi ve Güzel’liğin Kaynağı Yüce Allah, diğer kutbunu ise imanda kemal mertebesine gelerek, gönlünde Allah bir nur olarak belirmiş kul teşkil eder. Sevgide ilk hareket, İlâhî Aşk’ın kaynağı Yüce Yaratıcı’dan gelir.Şura 42/13 : «…Allah dilediğini kendine seçer…» Sonunda sevgi akımı tamamlanarak İlâhî Aşk’a ulaşılır. Allah’a kavuşan kul, çokluk aleminden tekliğe erişmiş, var edenle var olan birleşmiştir.

 

İnsanlar ve yaratılanlar sevilmeden Allah sevgisine erişilemez. İnsanlar ve varlıklar, Yüce Allah’ın sonsuz isim sıfatlarının manalarının karışarak yoğunlaşmasından meydana gelmiştir. Her bir yaratılanın, Yaratıcı Kudret’ten kaynaklanan bir var oluş sebebi vardır. Oluş sırları ile donanmış bu yaratılışın en üstüne de insan oturmuştur. Rab’bimiz; dilediği Yüce Özelikleri’ni insana yansıtmış, bir bakımdan  kul, Yaratıcı’nın aynası olmuştur. İnsanlar birbirine ancak sevgi ile yaklaşmalıdır. Sevgi, parçadan (insandan) bütüne (Allah’a) giden yolun kılavuzudur.

Sevgi yalnız insanlara değil, Yüce Allah’ın görüntüleri olan bütün yaratılmışlara da gösterilmelidir. İman edenlerden başlayarak bütün insanlar, hayvanlar, bitkiler ve bilip bilmediğimiz bütün varlıklar sevilmelidir. Bu gerçek büyük tasavvuf şairi Yunus Emre’nin sözleriyle en güzel ifadesini bulmuştur: “Yaratandan ötürü, yaratılanları severim.”

 

İman sevilmeden Allah sevgisine ulaşılamaz. Yüce Allah; insanlara doğuştan akıl, gönül ve Rab’bini bilme özelliği vermiştir. Kullar, Allah’ı ancak gönüllerinin eşsiz duyguları ile hissederler ki buna iman diyoruz. Rab’bimiz, insanların gönüllerine uyarıda bulunarak imanı sevdirmiştir. Hucurat 49/7 : «…Allah imanı size sevdirmiş ve onu gönüllerinizde süslemiştir…» Din, kutupları Yüce Yaratıcı ile insan arasında bulunan bir sevgi olayıdır. Bakara 2/152 : «…Siz Beni anın ki, Ben de sizi anayım…» sevginin kaynağı Yüce Allah, çok sevdiği kullarının dualarına, onların sevgi dolu yakarışlarına hemen cevap verir, dileklerini yerine getirir. Ancak insanlar inançlarında serbest bırakıldığı için, büyük bir bölümü de nefislerinin ve şeytanın etkisiyle maalesef iman etmemişlerdir. Yusuf 12/103 : «…İnsanların çoğu iman edici değillerdir.»

 

Yüce Allah’a giden yol, iman sevgisinden geçer. İman; gönülde bir ışıkla başlar, mertebe mertebe duyularak İlâhi Aşk’a ulaşır. İnsanlar, imanı sevdikleri ölçüde yücelirler. Enfal 8/2 : «İnanmış olanlar o kişilerdir ki, Allah anıldığında yürekleri ürperip titrer ve onlara Allah’ın ayetleri okunduğunda bu onların imanlarını arttırır.»Yine Kur’an’ dinleyelim. Fetih 48/4 : «Allah, mü’minlerin gönüllerine, imanları beraberinde iman getirsinler diye mutluluk ve huzur indirdi…» İmanı sevmenin en üst noktasını, kulun, Allah Aşkı’na ulaşması teşkil eder. Bakara 2/165: «…İman sahipleri, Allah’a sevgide çok şiddetlidir…» İlâhi Güzel’e ulaşma, akıl ve ilmin sınırlarının üstünde gönül penceresinden girmekle ve imanı sevmede aşk mertebesine yükselmekle mümkündür.

 

Son Peygamber sevilmeden Allah sevgisine ulaşılamaz. Yüce Allah, sevgisine ulaşabilmeyi ancak Resulüne uyma şartına bağlamıştır. Cenab’ı Hak’kın aynası ve canlı Kur’an olan Elçisi’nde çok güzel örnekler bulunmaktadır. Ahzab 33/21 : «And olsun, Allah’ın Resulü’nde sizin için Allah’ı ve Ahiret Günü’nü arzu edenlerle Allah’ı çok ananlara güzel bir örnek vardır.» İmanı en derin olan, Hz. Resul’ü de en iyi taklit edendir. Kul, ancak kemale erişte Peygamber sevgisinin zirvesine ulaşır. Allah’ı sevmek, en mükemmel görüntüsünü sevmek ve uymakla mümkündür. Ali İmran 3/31 : «Resulüm de ki : Eğer Allah’ı seviyorsanız bana (Hz. Muhammed’e) uyun ki, Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın…»

 

İman da kemale erişmeden Allah sevgisine ulaşılamaz. Allah sevgisi, Yaratıcı ile kul arasında bir duvar gibi duran nefs perdesinin kalkması ile mümkün olur. Nefsin kötü sıfatlarını terk ederek ilâhi sıfatlara bürünmesi sabır ve gayret gerektirir ki, bu da ancak takva yaşamı ile gerçekleşir. Dünyanın geçici nimetlerinin çekiciliğinden yavaş yavaş kurtulan nefs; ilâhi özelliklere yani sevgi, infak, namaz, tövbe, sabır, muhsin olma, ahde vefa, ilim gibi ilâhi sıfatlara bürünür. Yaratıcı Kudret’e duyulan güvenin ve sevginin esas olduğu, yaratılanlara beslenen duyguların ancak basamak teşkil etiğinin bilincine erişilir..Bir kutsal hadiste şöyle buyruluştur : «Ben mekanlara, evrenlere sığmam ancak mü’min kulumun kalbine sığarım.» Kulun kalbinde kor ateşi gibi yanan Allah sevgisinin gücü nisbetinde nefsin kötü sıfatları da erimeye başlar, küçülerek de kaybolur. Hz. Peygamber’imizin, “Ölmeden evvel ölün.” Sözünün sırrına; nefsin kötü sıfatlarının kaybolmasıyla ve İlâhi Sıfatların kazanılmasıyla erişilir. Yüce Yaratıcı’nın dilemesiyle Allah sevgisine kavuşan kul, Dünya planındaki makamların en yücesine yükselmiştir. Fecr 89/27-30 : «Ey huzura kavuşmuş can! Dön Rab’bine, hoşnut edici ve hoşnut edilmiş olarak. Gir kullarımın arasına, gir cennetime.»

Sevgili Gençler! Bizleri anne-baba, eş ve evlattan da daha çok düşünen, koruyan seven bir KUDRET vardır : YÜCE ALLAH. En büyük sıkıntılarımızda, ancak O’na sığınırız. Bize verdiği Kur’an’ı Kerim’i çok iyi anlamalı ve yaşamımıza da mutlaka onun rehberliğinde yön vermeliyiz ki rızasına ve sevgisine kavuşabilelim.

 



KUR'AN DA KADIN-ERKEK EŞİTLİĞİ