KADININ MİRAS HUKUKU


Kadın ve erkek birbirlerinin tamamlayıcısı olarak var edilmişlerdir. Allah katında her ikisi de eşittir, sevap ve günah açısından da aynı sorumlulukları paylaşırlar. 14 asır evvel ki dönemlerde kadın, pek çok alanlarda sosyal haklarından mahrumdu. Batı toplumlarında bile kadının mülkiyet hakkı, ancak 19. asrın sonlarında kabul edilmişti.

Kur’ân; kadına her türlü hukuki hakkını vererek onu erkekle eşit duruma getirdi. Böylece kadın, hakkı olan cemiyetteki yerini kazanmıştı. İslâm hukuku, mirasın paylaşımını adalet ve ihtiyaç prensibine dayandırıyordu. Miras; vefat eden kimsenin bıraktığı mal ve haklarda sıra, usül ve ölçü dahilinde, belli şahısların hak sahibi olmasıdır. O devirde kadın, yalnızca çocuk yetiştirme ve ev işleriyle meşgul olduğundan, ailenin geçimini temin tamamı ile erkeğin görevi idi. Bu bakımdan mirasın taksiminde ihtiyaç ilkesi gereği yarım pay ayrılmasının ne kadar adil ve kadını koruduğu ortaya çıkar.

 

Bugün şartlar değişmiş, kadın da aile bütçesine katkıda bulunmak için dışarıda çalışmak mecburiyetinde kalmıştır. Şu halde kadının da ihtiyacı arttığından eski gerekçe ortadan kalkmış hüküm de geçersiz olmuştur. Bu bakımdan yeni duruma göre çağdaş bir Din Şûrası ile uygun kararlar alınarak adaletin temin edilmesi Kur’ân’ın emri olmaktadır.

 

KADINA YARIM PAY VERİLMESİNİN HİKMETİ

 

Allah size, çocuklarınız (ın alacağı miras) hakkında, erkeğe kadının payının iki katını tavsiye eder… Eğer çocuğu yoksa da ana-babası ona varis oluyorsa, anasına üçte biri düşer… (Nisa 4/11)

 

Ayetten açıkça anlaşıldığı gibi; ana-babadan, karı-kocadan gelen miraslarda bir erkeğin hissesi kadının payının iki katıdır. Ancak bu kural genel değildir. Bütün miras konularında uygulanmaz. İslâm Hukuk Sistemi’nde, mirasın üç temel unsuru vardır. Evlilik bağı, kan hısımlığı ve ihtiyaç. Kadın ile erkek arasındaki pay farkı, adalet ve ihtiyaç prensibine dayanmaktadır. Kur’ân, ailenin bütün mali sorumluluğunu erkeğe yüklemiş, o eşine çocuklarına bakacağı gibi muhtaç vaziyetteki anne-baba ve kızkardeşine de yardım ile vazifelendirilmiştir. İş hayatında çalışmadığı için ev işleriyle uğraşan, çocuk yetiştiren kadın ise; mali gücü ne olursa olsun ancak ihtiyarî ve ahlakî bir sorumluluğun dışında, ailenin hiçbir masrafına iştirak etmeye mecbur olmadığı gibi, malını da dilediği gibi kullanma hakkına sahipti. Erkeğin malı devamlı tüketildiğinden azalacak, kadının malı ise harcanmadığından sabit kalacak, isterse işleterek de onu çoğaltabilecekti. Miras hukuku detayları ile incelendiğinde, Kur’ân’ın ikiye bir farkına rağmen kadını açıkça koruduğu ortaya çıkar.

 

Bugün toplumumuzda; şehirleşmenin ve medeniyetin getirdiği ekonomik şartlar çok ağırlaşmış, ailenin geçimi yalnız erkeğin kazancı ile sağlanamaz olmuştur. Bu şartlar altında kadın da çalışarak geçime katkıda bulunmak mecburiyetinde kalmıştır. Çağımızda yalnız eşler değil, ailenin yetişkin bütün fertleri de çalışarak geçime iştirak etmek durumundadır.

 

 

KADINLA ERKEĞİN PAYLARI EŞİT

 

…Eğer ölenin çocuğu varsa, geriye bıraktığı malda, ana babasından her birinin altıda bir hissesi vardır… (Nisa 4/11)

…Eğer miras bırakan erkek veya kadının çocukları ve ana babası olmayıp bir erkek veya bir kız kardeşi varsa, her birine altıda biri düşer… (Nisa 4/12)

Ayetlerden anlaşıldığı gibi mirasta; biri kadın diğeri erkek olan anne ve baba ile kız ve erkek kardeşlerde, her biri eşit olarak aynı hisseyi almaktadır. İslâmiyetin karşısında olanların : «Miras taksiminde her konuda kadın, erkeğin yarısı kadar pay alır.» iddiasının ne kadar asılsız ve maksatlı olduğu açık olarak ortaya çıkmaktadır.

Evlilik bağı, kan hısımlığı ve ihtiyaç ilkesine oturan miras hukukunda yukarıdaki ayetlerle açıklanan durumlarda kadın ile erkek, aynı ihtiyaç konumunda olmaları nedeni ile eşit pay almışlardır.

 

MİRASÇI YALNIZ KADIN OLURSA

 

…Eğer çocuklar ikiden fazla kadın iseler, (ölenin) geriye bıraktığının üçte ikisi onlarındır. Eğer (çocuk) yalnız bir kadınsa (mirasın) yarısı onundur… (Nisa 4/11)

Kadının mirastaki hissesi, erkeğin yarısı değildir. Ölenin sadece kız çocukları varsa ve ikiden fazla ise, mirasın üçte iki payları onların olur. Mirasçı tek bir kız çocuğu ise, hissenin yarısını almaya hak kazanır.

 

KADININ BORÇ VE VASİYET HAKKI

 

Eğer çocukları yoksa eşlerinizin (kadın veya erkek) yapacakları vasiyetten ve borçtan sonra geriye bıraktıkları mirasın yarısı sizindir… (Nisa 4/12)

Ayette, erkek gibi kadına da borç ve vasiyet hakkının tanınması çok önemlidir ve bu kadına bütün medeni ve sosyal hakların verilmesi demektir. Kadın mülk sahibi olur, miras bırakır, miras alır, vasiyet eder, vasiyeti yerine getirilir, borç alıp verebilir. Bu husus, kadın hakları bakımından çok büyük bir gelişmedir.

 

Kadının mülkiyet hakkı, batı toplumlarında bile, ancak ondokuzuncu asrın sonlarında tanınmaya başlamıştır. Kur’ân indiği zaman kadın, birçok sosyal haklarından mahrum olduğu gibi adeta bir eşya gibi kabul ediliyordu. Kur’ân; kadını elinden tutmuş, erkekle eşit yaparak toplumun saygı değer insanı haline getirmiştir. (Bkz. Prof. Dr. Süleyman Ateş – Yüce Kur’ân’ın Çağdaş Tefsiri – Say: 2/233)

 

MİRAS HUKUKUNDA İLMİHAL’İN GÖRÜŞÜ

 

« Çağımızda şehirleşmenin, ağırlaşan ekonomik şartların, dinî ve ahlakî eğitim yetersizliğinin de etkisiyle beşerî hatta aile içi ilişkilerde bencillik, ferdiyetçilik ve sorumsuzluğun egemen olmaya başladığı görülmektedir… Erkeklerin İslâm Miras Hukuku’nun ilke ve hükümlerine göre mirastan pay alıp, buna karşılık o fazla payın verilmesine sebep teşkil eden sorumluluk ve yükümlülükleri yerine getirmemesi…  korunmaya çalışan dengeyi altüst ettiğinden, kadınların açık bir mağduriyetine yol açmaktadır… Böylece İslâm Hukuku’nun mirasla ilgili hükümlerini de töhmet ve tartışma ortamına itmektedir… Tek taraflı ve çıkarcı bir yaklaşımla mirastan pay almanın, fakat gereken yükümlülükten kaçınmanın bu dengeyi bozacağı, kul hakkı ihlâline yol açacağı… açıktır. » (Bkz. Divan Taş-İlmihal II. Say : 248)

 

 

SONUÇ

           

Kur’ân; ailenin geçim sorumluluğu ile erkeği görevlendirdiğinden, ihtiyaç ilkesi gereği ona bazı durumlarda iki kat pay ayırmıştır. Nisa 4/34 : «…Mallarınızdan harca (yıp kadınların geçimini sağla)’dıkları için erkekler, kadınları gözetip kollayıcıdırlar…» Kur’ân’ın indiği dönemlerde iş hayatıyla yalnızca erkekler uğraşıyor, kendi geçimini sağlayan kadın ise yok gibiydi. Ailede eş ve çocuklardan başka anneye, kızkardeşlere de bakım mecburiyeti; koca, baba, oğul gibi erkeklerin görevi idi. Kadın ailenin geçim masraflarına iştirak etmediğinden, mirastaki yarım hissesinde dilediği gibi tasarruf hakkını da kullanabilirdi Miras hukuku; o dönemin şartlarında mükemmel bir sistem ile erkek ve kadının haklarını birlikte korumuştur.

 

Çağımızda medeniyetin getirdiği ağır ekonomik şartlar, dinî ve ahlaki eğitim eksiklikleri nedeniyle; mirasta fazla pay alıp, onun verilmesine sebep teşkil eden sorumluluk ve yükümlülüklerin erkekler tarafından yerine getirilmemesi mirastaki dengeyi bozmuş, kadınların haksızlığa uğramasına ve şikayetine neden olmuştur. Ayrıca erkek çocukların çalışma ve eğitim gibi sebeplerle aileyi terk ve ihmal ettiği; onların görevini kız çocukların üstlendiği, buna rağmen mirastan yarım pay almaları hak ve adalet ilkesine ters düşmekte, miras ile ilgili hükümlerin tartışılmasına sebep olmaktadır.

 

Bugün Ülkemizde; Türk Medeni Kanunu gereğince miras hukukunda kadın, erkek ile eşit pay almakta olduğundan kadının şikayeti kalmamıştır. Nisa 4/11 ayetiyle belirtildiği gibi bazı durumlarda erkeğe kadının payının iki katı pay tavsiye edilir hükmü emir değil bir öneri, bir tavsiyedir. Kur’ân’ın mü’minlerden istediği gibi zaman içine oluşan yeni şartlara uygun ilmî araştırmalar yaparak çağdaş yorumlar getirmek için Din Şûrası (Danışma Kurulu) na gidilmelidir. Şûra42/38 : «…(İman sahiplerinin) İş ve idareleri, kendi aralarında bir şûra iledir.» Şûrada alınacak çağdaş içtihat (görüş) kararları ve fetvalar İlmihal Kitapları’na geçirilerek halkımız aydınlanmalıdır.  



ZİNA VE FUHUŞ