KADININ TANIKLIĞI


Kişinin hakim önünde bir dava için bilgisini sunmasına tanıklık, bilgi veren kimseye de tanık denir. Kur’ân’ı Kerimde; bir ayrıcalık dışında, kadın-erkek ayrımı yapılmadan bütün insanların tanık olabileceği kuralı geneldir. Ancak Bakara 2/282 ayetinde yalnız ticaret ile ilgili vadeli borçlanmalarda, “bir erkeğe karşılık iki kadının tanıklığı geçerli olur”hükmü konmuştu. Kur’ân’da buna gerekçe olarak; kadının şaşırma, unutma ve yanılması gösterilmiştir. O zamanlarda, kadınların okuma – yazma bilenleri çok az olduğu gibi, ticaret ile de ilgilenmedikleri bilinmektedir. Bu bakımdan hakkın ve adaletin tam işlemesi için bu ayrıcalıklı yasaya ihtiyaç vardı.

 

Gücün egemen olduğu Cahiliye Devri’ndeki Arap toplumunda kadına hiç değer verilmezdi. Kur’ân’ın inişi ve Hz. Peygamberimizin gayreti ile kadın, hakkı olduğu değere kavuştu. Ancak sonraları bu haklar geri alınarak zulüm devam etti. Kadının tanıklığı; bir çok alanlarda sınırlandığı gibi «Bir erkek tanığa karşı iki kadın tanık gerekir.» ayrıcalıklı hükmü, genelleştirerek kurallaştırıldı.

Bugün değişen toplumumuzda kadın; erkek ile birlikte her alanda olduğu gibi ticari işlerde de çalışarak tecrübe kazanmış, böylece adaletin temini için gerekli tanıklık ehliyetine de sahip olmuştur. Kur’ân; Tevbe 9/71 ayeti ile de kadın ile erkeğin Allah katında hakların ayni olduğunu açık bir şekilde ifade etmektedir. Eski bir dönem için konmuş olan ayrıcalıklı kuralın Din Şûrası (Danışma kurulu)na gidilerek çağdaş yorumlar ile yeniden düzenlenmesi Kur’ân’ın hükümlerindendir : Şûra 42/38.

 

TANIKLIKTA GENEL KURAL

 

İftiraya uğrayan eşin, iftira atan kocanın kesinlikle yalancılardan olduğuna ilişkin Allah adına dört kez yemin şeklindeki tanıklığı, ondan cezayı düşürür. (Nûr 24/8)

Namuslu kadınları zina ile suçlayıp da sonra (bu suçlarını ispat için) dört tanık getirmeyenlere seksen değnek vurun ve artık onların tanıklığını asla kabul etmeyin. Onlar yoldan çıkmış kimselerdir. (Nûr 24/4)

…(Eşinizi yanınızda tutmak veya ondan ayrılmak için) içinizden adaletli iki kişiyi de tanık tutun. Tanıklığı Allah için yapın… (Talâk 65/2)

Yukarıdaki ayetlerde görüldüğü gibi Kur’ân’da; kadın-erkek ayrımı yapılmadan bütün insanların tanık olabileceği kuralı, bir ayrıcalık dışında geneldir. Ancak Peygamber Efendimizin bu Dünya’dan ayrılışı ile kadını küçümseyen eski Arap örf ve adetleri, Kur’ân’a rağmen İslâm Dünyası’nı etkileyerek kadının tanıklığını kısıtlamıştır.

 

KADININ KURAL DIŞI TANIKLIĞI

 

…Belirli bir süre için birbirinize borç verdiğinizde onu yazın… Borç altına giren kişi de kayda geçirtsin ve Rabbinden korksun da borcundan hiçbir şey eksiltmesin. Borç altına giren, aklı ermez yahut zayıf-çaresiz biri ise yahut yazdırmaya gücü yetmiyorsa, velisi adaletle yazdırsın. Erkeklerinizden iki kişiyi de tanık tutun. Eğer iki erkek yoksa rızanızla kabul edeceğiniz tanıklardan biri erkek ve iki kadın gerekir. Ta ki kadınlardan biri şaşırırsa veya unutursa diğeri ona hatırlatsın… Yalnız aranızda hemen alıp vereceğiniz peşin ticaret olursa onu yazamamanızdan ötürü üzerinize bir günah yoktur. (Bakara 2/282)

 

Bakara 2/282 ayeti, tanıklıkta, kadın-erkek eşitliği kuralına ayrıcalık getirmiştir. Kur’ân’ın indiği dönemlerde ev işleri, yemek pişirme, çocuk yetiştirme ile meşgul olan kadın; alış-veriş, ticaret gibi işlerle uğraşmadığı gibi, okuma-yazma bileni de çok azdı. Ticaret, borçlanma v.s. işler tamamen erkeğin görevi idi. Bu bakımdan vadeli borçlarda hak ve adaletin yerine getirilmesinde; birinin şaşırıp unutması durumunda diğerinin devreye girmesi için: «Bir erkeğe karşı, iki kadın tanık kuralı gerekir.» hükmü konulmuştur.

 

Bugün iş hayatında da çalışan kadın, ehliyet olarak erkek ile eşit duruma geldiğinden, gerekçe ortadan kalkmış, dolayısıyla bu Yasa da Din Şûrası’nca yeniden incelenerek çağdaş kararlar alınması, Kur’ân hükümlerindendir.

 

KURAL DIŞI TANIKLIKTA BAZI GÖRÜŞLER

 

«…Bakara 282’de hüküm, cinsiyet (kadınlık) üzerine değil, (İşin içinden çıkamama, unutkanlık) yani ehliyet üzerine kurulmuştur. Yetersizlik – ehliyetsizlik gerekçesi ortadan kalktığında iki kadın isteme ihtiyacı da ortadan kalkacaktır. Bugün kalktığı gibi… Kadın, ticari hayatın içine girer tıpkı erkekler gibi ticari olayların çözümünde bilgi ve deneyim sahibi olursa, artık ticari tanıklıkta iki kadına gerek yoktur. Çünkü artık birincisi işin içinden çıkamaz duruma düşmeyecektir. Yani borçlunun hukukunu güvence altına alan vesile hüküm,  bir kadının tanıklığı ile de beklenen sonucu verecektir. Nitekim bugün durum budur. Kur’ân bunun dışında, kadınla erkeğin tanıklığı konusunda hiçbir ayrım getirmemiştir. Diğer tüm alanlarda erkek ne ise kadın da odur.» (Bkz. Prof. Dr. Yaşar Nuri Öztürk – İslâm Nasıl Yozlaştırıldı. Say: 377)

 

«Bakara 2/282 ayette kadın şahidin iki olmasının gerekçesi… İnsanlık değeri, üstünlük veya aşağılıkla ilgili olmayıp, tamamen (unutma, şaşırma, yanılma) ile ilgilidir ve hakkın, adaletin yerini bulması amacına yöneliktir… Kadının da tek başına şahitliğinin geçerli olmamasını gerektiren vasfı, özelliği geçici midir, devamlı mıdır? Modernist yorumcuya sorarsanız öyle fazla ince eleyip sık dokumaya gerek yoktur; bu hüküm mazide kalmış sosyo-ekonomik şartların ürünüdür; bugün şartlar değişmiş, kadın değişmiştir; şahitliğin amacını gerçekleştirmek bakımından kadın ile erkek arasında fark kalmamıştır: şu halde kadın da erkek gibi gerektiğinde şahit olur ve şahitliği geçerlidir… Kadının değişmesinin bir gelişme mahiyetinde olduğu hem ilmi, hem de İslâmi değer ölçülerine uygun olarak ortaya çıkarsa, ancak o zaman ayetin belli bir duruma ve şarta bağlı hüküm getirdiğinden, bu durum ve şartın değişmesi sebebiyle hüküm de değişebileceğinden, bahsedilebilir.» (Bkz. Prof. Dr. Hayrettin Karaman – İslâm’da Kadın ve Aile)

 

SONUÇ

 

Bakara 2/282 ayeti ile belirtilen ticaret ve borçlar hukuku alanında hakkın ve adaletin temini için, bir erkeğe karşı iki kadının tanık olması şaşırma, unutma ve yanılma gerekçesine dayanmaktadır. O dönemlerde; kadınlar iş hayatı ve ticaret ile ilgilenmedikleri, okuyup yazma bilenlerin sayısı da çok az olduğu gibi imza atma adeti de yaygın değildi.

 

Cenab-ı Allah; erkek ve kadına birbirine karşı veli (Dost, arkadaş, yardımcı, koruyup gözetleyici) hakkı vermektedir. Tevbe 9/71: «Mü’min erkekler ve mü’min kadınlar birbirlerinin velileridir…» Bu ayet, kadın ile erkeğin haklarının Allah katında her hususta eşit olduğunu açık olarak ifade etmektedir.

 

Bugün Ülkemizde yürürlükte olan Türk Medeni Kanunu gereğince kadının tanıklığı, her konuda erkek ile eşitlenmiştir. Şu halde gerekçe ortadan kalktığından hüküm de geçersiz olmuştur. Kur’ân’ın mü’minlerden istediği gibi, zaman içinde oluşan yeni şartlara uygun çağdaş yorumlar getirmek için, Din Şûrası (Danışma Kurulu)na gidilmelidir. Şûra 42/38: «…(İman sahiplerinin) iş ve idareleri, kendi aralarında bir şûra iledir.» Alınacak içtihat (görüş) kararları ve fetvaları İlmihal Kitapları’na geçirilerek halk aydınlanmalıdır. Böylece İslâmiyetin karşısında olanların, çağımızda ona gösterilen büyük rağbeti engellemeye çalışanların «İslâmiyet, kadını ikinci sınıf insan yaptı.» iftirası da etkisiz kalacaktır.

 



EŞ DÖVÜLÜR MÜ?